top of page

Yıllık İzin Alacağında Hafta Tatili Kriteri

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin E. 2025/9525, K. 2026/757 sayılı ve 05.03.2025 tarihli kararı; yıllık ücretli izin alacağının hesaplanması, hafta tatili günlerinin yıllık izin süresinden sayılıp sayılamayacağı ve kullanılmayan yıllık izinlerin ispatı bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir. Karar, 09.06.2026 tarihli ve 33275 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.


1.     Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi

İncelemeye konu uyuşmazlıkta davacı işçi, davalı işveren nezdinde farklı dönemlerde çalıştığını; iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeksizin feshedildiğini ileri sürerek hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.


Kanun yararına temyiz incelemesine konu edilen husus ise davacının yıllık ücretli izin alacağına ilişkindir. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz başvurusunda, davacının hizmet süresi karşılığında toplam 28 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunduğu, buna karşılık yıllık izin hesabında hafta tatiline denk gelen günlerin izin süresinden sayılması nedeniyle hatalı değerlendirme yapıldığı ileri sürülmüştür.


Uyuşmazlık, yıllık ücretli izin alacağının hesabında hafta tatili günlerinin yıllık izin süresinden sayılıp sayılamayacağı ve kullanılmayan yıllık izin ücretinin hangi esaslara göre belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.


2.     Yargıtay’ın Değerlendirmesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, incelemeye konu kararında öncelikle 4857 sayılı İş Kanunu’nun (“İş Kanunu”) 59. maddesine atıf yapmıştır. Anılan düzenleme uyarınca, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden işçiye veya hak sahiplerine ödenmesi gerekmektedir.


Daire, yıllık izinlerin kullandırıldığını ispat yükünün işverene ait olduğunu açık biçimde vurgulamıştır. Bu kapsamda işveren, yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya buna eş değer nitelikte yazılı belgelerle ispat etmekle yükümlüdür. Dolayısıyla yıllık izin kullanımına ilişkin ispat yükü işçiye değil, işverene aittir.


Kararın esaslı hukuki noktası ise İş Kanunu’nun 56. maddesinde yer alan düzenlemeye ilişkindir. Söz konusu hüküm uyarınca yıllık ücretli izin günlerinin hesabında, izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz. Bu nedenle işçinin yıllık izin kullandığı döneme rastlayan hafta tatili günlerinin yıllık izin süresinden mahsup edilmesi hukuken mümkün değildir.


Bu çerçevede Yargıtay, yıllık izin hesabında yalnızca iş günü niteliğindeki izin sürelerinin dikkate alınması gerektiğini; hafta tatili günlerinin yıllık izin hakkını azaltacak şekilde değerlendirilmesinin İş Kanunu’nun 56. maddesine aykırılık teşkil edeceğini ortaya koymuştur. Daire’ye göre, işçinin yıllık izin süresine denk gelen hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılması, yıllık ücretli izin hakkının kanuni amacına uygun düşmemektedir.


Kararda ayrıca iş sözleşmesinin sona erme şeklinin yıllık izin alacağı bakımından belirleyici olmadığına dikkat çekilmiştir. İş sözleşmesi haklı nedenle veya başka bir nedenle sona ermiş olsa dahi, işçinin hak kazanıp kullanmadığı yıllık izin sürelerine ilişkin ücret alacağı, sözleşmenin sona ermesiyle birlikte muaccel hâle gelmektedir. Bu yönüyle yıllık ücretli izin alacağı, fesih sebebinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken bir işçilik alacağı niteliğindedir.


Yargıtay, somut olay bakımından yıllık izin hesabında hafta tatillerinin dikkate alınarak sonuca gidilmesini usul ve yasaya aykırı bulmuş; bu nedenle kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın kanun yararına bozulmasına hükmetmiştir.


3.     Sonuç

Kanaatimizce karar, yıllık ücretli izin alacağının hesaplanmasında uygulamada karşılaşılan önemli bir tereddüdü gidermesi bakımından önem arz etmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bu kararıyla yıllık izin hakkının yalnızca şeklen kullandırılmış gösterilmesinin yeterli olmadığını; izin sürelerinin İş Kanunu’nun emredici hükümlerine uygun şekilde hesaplanması gerektiğini ortaya koymuştur.

 

Karar özellikle, yıllık izin dönemine rastlayan hafta tatili günlerinin yıllık izin süresinden düşülemeyeceğini açık biçimde vurgulaması bakımından dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, yıllık ücretli izin hakkının dinlenme hakkıyla bağlantılı niteliğini korumakta ve işçinin kanundan doğan izin süresinin fiilen azaltılmasının önüne geçmektedir.

 

İşverenler bakımından karar, yıllık izin kayıtlarının usulüne uygun, imzalı ve denetime elverişli şekilde tutulmasının önemini bir kez daha göstermektedir. İşçiler bakımından ise kullanılmayan yıllık izin alacaklarının hesabında hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinin ayrıca gözetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

 

Saygılarımızla,

JurisNote


Yorumlar


bottom of page