top of page

Özelleştirme Sonrası İşçilik Alacaklarında Sorumluluğa İlişkin Esaslı İddiaların Karşılanmamasının Gerekçeli Karar Hakkına Etkisi

Güncelleme tarihi: 15 May

Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM” veya “Mahkeme”) incelemesine konu başvuruda, işçilik alacaklarına ilişkin açılan davada istinaf mahkemesince kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddianın karşılanmaması nedeniyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“Anayasa”) 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.


Somut olayda başvurucu, M.Ş.F. bünyesinde işçi olarak çalıştığını, fabrikanın özelleştirilmesi sonrasında işverenin değiştiğini ve işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek T.Ş.F. A.Ş. aleyhine dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde, işyeri devri sonrasında iş sözleşmesinin sona erdiğini ve bu kapsamda kıdem ile ihbar tazminatı başta olmak üzere işçilik alacaklarından davalı şirketin sorumlu olduğunu iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş; ancak istinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir.


Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın işyeri devri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, işyeri devrinin fesih niteliğinde olmadığını ve sırf devir nedeniyle feshe bağlı hakların talep edilemeyeceğini belirtmiştir. Mahkemeye göre, işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez; bu nedenle iş sözleşmesinin devam ettiği ve başvurucunun devre bağlı fesih haklarını ileri süremeyeceği kabul edilmiştir.


Başvurucu ise, benzer durumda olan ve aynı işverene bağlı çalışan diğer işçiler tarafından açılan davalarda farklı kararlar verildiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda, aynı özelleştirme sürecine ve aynı iş ilişkisine dayalı olarak açılan bazı davalarda ilk derece mahkemelerince işçilerin alacak taleplerinin kabul edildiği; istinaf incelemesinde de bu kararların kesin olarak onandığı görülmektedir. Başvurucu, bu kararları emsal göstererek kendi davasında da aynı yönde değerlendirme yapılması gerektiğini savunmuştur.


Dosyada yer verilen benzer uyuşmazlıklarda, Y.D., H.D., B.K., F.Ö., E.E. ve M.D. isimli işçilerin aynı işverene karşı açtıkları davaların kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu davalarda mahkemeler, özelleştirme sonrasında işçilerin mevsimlik iş kapsamında çalıştırıldığını, iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshedildiğini ve bu nedenle kıdem ile ihbar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini değerlendirmiştir. Bazı kararlar istinaf aşamasında kesinleşmiş, bazı kararlar ise düzeltilerek onanmıştır.


Başvurucu, kendi davasında istinaf mahkemesinin bu emsal kararları ve özellikle aynı maddi vakıaya dayalı davalarda verilen farklı sonuçları karşılamadığını belirtmiştir. Başvurucuya göre Bölge Adliye Mahkemesi, iş sözleşmesinin kendisi tarafından feshedildiği varsayımına dayanmış ancak dava dilekçesinde açıkça ileri sürdüğü, varlık satış sözleşmesi ve çalışanlara ilişkin hükümlerden kaynaklanan esaslı iddiasını değerlendirmemiştir. Bu nedenle başvurucu, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.


Uyuşmazlığın temelini, istinaf mahkemesinin başvurucunun sonuca etkili iddiasını ve benzer nitelikteki davalarda verilen kararları yeterli şekilde tartışıp tartışmadığı oluşturmaktadır. Başvurucunun iddiası, yalnızca derece mahkemelerinin delil değerlendirmesine ilişkin olmayıp aynı işveren, aynı özelleştirme süreci ve benzer işçilik alacakları bakımından ortaya çıkan farklı yargısal sonuçların gerekçelendirilmesi gerekliliğine ilişkindir.


Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi

AYM, başvuruyu Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında ve bu hakkın unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı yönünden incelemiştir. Mahkeme, öncelikle bireysel başvuru kapsamında olayların ve hukuk kurallarının derece mahkemeleri tarafından yapılan yorumunun kural olarak denetlenmeyeceğini belirtmiştir. AYM’ye göre, derece mahkemeleri delilleri değerlendirme ve hukuk kurallarını yorumlama konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bununla birlikte bu takdir yetkisi, tarafların yargılamanın sonucuna etkili olabilecek iddia ve itirazlarının hiç karşılanmaması sonucunu doğuracak şekilde kullanılamaz.


AYM’nin yerleşik içtihadına göre gerekçeli karar hakkı, tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek esaslı iddia ve itirazlarının mahkeme kararında karşılanmasını gerektirir. Mahkemeler, tarafların her iddiasına ayrıntılı cevap vermek zorunda değildir. Ancak kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddiaların neden kabul edilmediğinin açık, anlaşılır ve denetlenebilir şekilde ortaya konulması gerekir.


Bu kapsamda Mahkeme, AYM, S.B. ve diğerleri, B. No: 2013/7800, T. 18/6/2014 kararına atıf yapmıştır. Anılan kararda gerekçeli karar hakkının, kişilerin hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütüldüğünü anlayabilmeleri ve yargısal kararların denetlenebilmesi bakımından temel bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme’ye göre, kararların davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile tarafların sonuca etkili iddia ve itirazlarını karşılayacak yeterli gerekçe içermesi gerekir.


AYM ayrıca AYM, M.Y., B. No: 2013/2995, T. 20/2/2014 kararına da yer vermiştir. Bu kararda, ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya yargılama sürecinde ilk kez ileri sürülen esaslı iddiaların kanun yolu mercilerince de değerlendirilmemesinin gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal sonucuna yol açabileceğibelirtilmiştir. Bu yaklaşım, özellikle istinaf mahkemelerinin yalnızca sonuca ulaşmakla yetinemeyeceğini, başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etkili iddialarını ayrıca değerlendirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.


Somut olayda AYM, başvurucunun dava dilekçesinde iddiasını varlık satış sözleşmesinin “Çalışanlara İlişkin Hükümler” başlıklı düzenlemesine dayandırdığını tespit etmiştir. Başvurucu, bu sözleşme uyarınca, işçilik alacaklarından davalı şirketin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığı yalnızca işyeri devrinin fesih niteliğinde olup olmadığı üzerinden değerlendirmiş ve başvurucunun varlık satış sözleşmesine dayalı esaslı iddiasını karşılamamıştır.


AYM’ye göre başvurucunun bu iddiası, davanın sonucunu değiştirebilecek niteliktedir. Zira başvurucu, sadece işyeri devrinin fesih sonucu doğurduğunu ileri sürmemiş; aynı zamanda varlık satış sözleşmesinde yer alan hükümler nedeniyle davalı şirketin işçilik alacaklarından sorumlu olduğunu savunmuştur. Bu iddia karşılanmadan davanın reddedilmesi, gerekçeli karar hakkı bakımından sorun oluşturmaktadır.


Mahkeme, başvurucu ile aynı işverene bağlı çalışan diğer işçilerin açtığı davalarda farklı sonuçlara ulaşıldığını da dikkate almıştır. Benzer olaylarda mahkemelerin işçilerin alacak taleplerini kabul ettiği ve bu kararların istinaf aşamasında kesinleştiği görülmektedir. AYM, bu kararların başvurucunun iddiasını güçlendiren ve istinaf mahkemesince değerlendirilmesi gereken unsurlar olduğunu kabul etmiştir. Buna rağmen başvurucunun emsal kararlarla desteklenen iddiasının kararda tartışılmaması, yargısal kararın denetlenebilirliğini zayıflatmıştır.


Bu nedenle AYM, başvurucunun kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiasının karşılanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, derece mahkemesinin başvurucunun iddialarına ilişkin yeterli ve ilgili gerekçe sunmamasının, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğini değerlendirmiştir.


Sonuç

AYM, tüm bu değerlendirmeler ışığında başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

İncelenen karar, gerekçeli karar hakkının yalnızca mahkeme kararında genel bir gerekçeye yer verilmesiyle yerine getirilmiş sayılmayacağını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Mahkemeler, özellikle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki sözleşme hükümlerine dayalı iddiaları ve benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda verilen kararları değerlendirmelidir.

 

Karar ayrıca, istinaf mahkemelerinin gerekçelendirme yükümlülüğünün kapsamını da somutlaştırmaktadır. Kanun yolu merciinin, ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp farklı bir sonuca ulaşması hâlinde, bu sonucun başvurucunun esaslı iddiaları karşısında neden haklı görüldüğünü açıklaması gerekir. Aksi durumda tarafların yargılamanın hakkaniyete uygun yürütüldüğünü anlaması ve kararın denetlenebilmesi mümkün olmayacaktır.


Bu yönüyle karar, işyeri devri, özelleştirme sonrası işçilik alacakları ve sözleşmesel sorumluluk iddialarının birlikte değerlendirildiği işçilik uyuşmazlıklarında, sonuca etkili iddiaların açık ve yeterli gerekçeyle karşılanması gerektiğini ortaya koyan önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

 

Saygılarımızla,

JurisNote



Yorumlar


bottom of page