top of page

Ecrimisil Uyuşmazlığında Esaslı İddiaların Karşılanmaması ve Gerekçeli Karar Hakkı

Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM” veya “Mahkeme”) incelemesine konu başvuruda, başvurucu şirket tarafından ecrimisil istemiyle açılan davada sonuca etkili iddiaların derece mahkemeleri tarafından karşılanmadığı ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucu şirket, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“Anayasa”) 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.


Somut olayda uyuşmazlık, taşınmazın kiralanan bölümünün kullanımından kaynaklanan bedellerin kime ödenmesi gerektiği ve başvurucu şirketin kullanımının ecrimisil sorumluluğu doğurup doğurmadığı noktasında toplanmaktadır. Başvurucu şirketin kullandığı taşınmazın bir bölümü bakımından intifa hakkı sahibi bulunduğu, daha sonra taşınmazın belirli bir payının yeni malik tarafından devralındığı ve bu süreçte kira bedellerinin tevdi mahalline yatırıldığı anlaşılmaktadır.


Başvurucu şirket, taşınmazı kira ilişkisine dayalı olarak kullandığını ve kendisinin haksız işgalci olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Buna göre başvurucu, kiracı sıfatıyla hareket ettiğini, taşınmazın kullanımına ilişkin bedellerin kira ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve bu nedenle hakkında ecrimisile hükmedilemeyeceğini savunmuştur.


Buna karşılık taşınmazın payını devralan yeni malik, başvurucu şirketin taşınmazı kullanmaya devam ettiğini ve bu kullanım nedeniyle ecrimisil ödemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Derece mahkemesi, başvurucu şirket aleyhine ecrimisile hükmetmiş; istinaf ve temyiz süreçlerinde de bu kararın ilgili kısmı korunmuştur. Başvurucu şirket ise, özellikle kiracı sıfatına ve kira ilişkisinin varlığına ilişkin iddialarının derece mahkemelerince yeterli şekilde değerlendirilmediğini belirterek bireysel başvuruda bulunmuştur.


Uyuşmazlığın temelini, başvurucu şirketin “kiracı sıfatı” ve “kira ilişkisi” iddialarının ecrimisil talebinin sonucunu etkileyebilecek nitelikte olup olmadığı ve derece mahkemelerinin bu iddialara yeterli gerekçe ile cevap verip vermediği oluşturmaktadır.


Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi

AYM, başvuruyu Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında ve bu hakkın unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı yönünden incelemiştir.


Mahkeme, öncelikle gerekçeli karar hakkının yargılamanın adil şekilde yürütülmesi bakımından taşıdığı öneme değinmiştir. AYM’nin yerleşik içtihadına göre mahkemeler, tarafların ileri sürdüğü her iddiaya ayrıntılı cevap vermek zorunda değildir. Bununla birlikte, davanın sonucuna etkili olabilecek temel iddia ve itirazların kararda karşılanması gerekir. Bu gereklilik, tarafların iddialarının mahkeme tarafından gerçekten dikkate alındığını göstermesi ve yargısal kararın denetlenebilirliğini sağlaması bakımından önem taşımaktadır.


Nitekim AYM, S.B. ve diğerleri kararında gerekçeli karar hakkının, mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve sonuca etkili olabilecek iddia ve itirazlar hakkında yeterli bir gerekçe içermesini gerektirdiğini belirtmiştir. Mahkeme’ye göre, uyuşmazlığın sonucuna etkili olabilecek iddiaların karşılanmaması gerekçeli karar hakkı bakımından sorun doğurur.


Mahkeme ayrıca, kanun yolu mercilerinin de derece mahkemesi kararlarını onarken veya farklı bir sonuca ulaşırken bu sonucu dayandırdıkları gerekçeyi ortaya koymaları gerektiğini vurgulamıştır. Bu kapsamda M.Y. kararında, davanın sonucuna etkili olabilecek esaslı iddiaların kanun yolu aşamasında da karşılanmamasının gerekçeli karar hakkı yönünden değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.


Somut olayda AYM, başvurucu şirketin kiracı sıfatına ilişkin iddiasının uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etkili olduğunu değerlendirmiştir. Zira ecrimisil, kural olarak haksız kullanım veya haksız işgal nedeniyle gündeme gelen bir tazminat niteliğindedir. Buna karşılık geçerli bir kira ilişkisi bulunduğu kabul edildiğinde, taşınmazın kullanımı haksız işgal olarak değil kira sözleşmesinden doğan borç ilişkisi kapsamında değerlendirilecektir.


Bu noktada ilgili hukuk bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 310. maddesi önem arz etmektedir. Anılan düzenlemede, “Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme karşısında, taşınmazın mülkiyetindeki değişikliğin mevcut kira ilişkisine etkisinin ayrıca tartışılması gerekmektedir.


Bunun yanında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 995. maddesinde iyi niyetli olmayan zilyedin sorumluluğu düzenlenmiştir. Anılan hüküm uyarınca iyi niyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız olarak alıkoymuş olması nedeniyle hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünler karşılığında tazminat ödemekle yükümlüdür.


AYM, Yargıtay içtihatlarında ecrimisilin hukuki niteliğine ilişkin yapılan açıklamalara da yer vermiştir. 18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22/9/2021 tarihli ve E.2017/1-2100, K.2021/1084 sayılı kararında ecrimisilin, hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımdan kaynaklanan bir tazminat türü olduğu belirtilmiş; kiracının karşılıklı anlaşma ve belirli bir bedel karşılığında malı kullanması durumunda ecrimisil değil kira alacağı hakkının söz konusu olacağı ifade edilmiştir.


Benzer şekilde 19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22/6/2021 tarihli ve E.2020/8-720, K.2021/802 sayılı kararında, ecrimisilin haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olduğu vurgulanmıştır. Bu kararda, haksız işgalden doğan normal kullanım sonucu eskime şeklindeki zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı faydanın ecrimisilin kapsamını belirlediği ifade edilmiştir.


Bu çerçevede AYM, başvurucu şirketin kiracı olduğu yönündeki iddiasının yalnızca tali bir savunma olmadığını, doğrudan ecrimisil sorumluluğunun doğup doğmadığını belirleyebilecek esaslı bir iddia niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Buna rağmen derece mahkemelerinin, başvurucu şirketin kiracı sıfatına ilişkin iddiasını yeterli şekilde tartışmadığı ve bu iddianın neden kabul edilmediğini açık biçimde ortaya koymadığı tespit edilmiştir.


Mahkeme’ye göre başvurucu şirketin, yeni malik tarafından gönderilen ihtarnamede kiracı sıfatıyla kabul edildiği yönündeki iddiası da kararın sonucuna etki edebilecek niteliktedir. Bu nedenle derece mahkemelerinin, söz konusu ihtarnamenin ve kira ilişkisine ilişkin diğer olguların ecrimisil talebi üzerindeki etkisini somut şekilde değerlendirmesi beklenmektedir.


AYM, derece mahkemelerinin başvurucu şirketin bu iddialarını karşılamadan ecrimisile hükmetmesinin, gerekçeli karar hakkı ile bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, gerekçeli karar hakkının yalnızca kararın şeklen gerekçe içermesiyle sınırlı olmadığını, davanın esasına etki eden iddiaların gerçek anlamda tartışılmasını gerektirdiğini bir kez daha ortaya koymuştur.


Sonuç

AYM, tüm bu değerlendirmeler ışığında başvurucu şirketin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

İncelenen karar, ecrimisil ile kira ilişkisi arasındaki ayrımın yargılamanın sonucunu belirleyebilecek nitelikte olduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle taşınmazın kullanımı bakımından kira ilişkisi iddiasının ileri sürüldüğü hallerde, mahkemelerin bu iddiayı yalnızca şeklen değil, ecrimisil talebinin hukuki şartları bakımından esaslı şekilde değerlendirmesi gerekmektedir.Karar aynı zamanda gerekçeli karar hakkının kapsamını somutlaştırmaktadır. AYM, tarafların sonuca etkili iddialarının karşılanmamasını adil yargılanma hakkı bakımından ihlal nedeni olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, mahkemelerin kararlarında yalnızca ulaştıkları sonucu değil, bu sonuca neden ve nasıl ulaştuklarını da açık, anlaşılır ve denetlenebilir şekilde ortaya koymaları gerektiğini vurgulamaktadır.

 

Bu yönüyle karar, hem ecrimisil uyuşmazlıklarında kira ilişkisi savunmasının değerlendirilmesi hem de gerekçeli karar hakkının yargısal kararların niteliği üzerindeki etkisi bakımından uygulamaya yön veren önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.


Saygılarımızla,

JurisNote


Yorumlar


bottom of page