İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı ve Mahkemeye Erişim Hakkı: AYM Kararı İncelemesi
- JurisNote

- 13 Şub
- 2 dakikada okunur
Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM” veya “Mahkeme”) incelemesine konu başvuruda, başvurucu tarafından işçilik alacaklarına ilişkin açılan davada alacağın bir kısmının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi ve bu kapsamda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası değerlendirilmiştir.
Somut olayda başvurucu, iş sözleşmesinden kaynaklanan yıllık izin ücreti alacağına ilişkin dava açmış ancak derece mahkemeleri tarafından alacağın bir kısmı zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu, zamanaşımı süresinin hatalı belirlendiğini ve uygulanması gereken sürenin farklı olduğunu ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesi ise ilgili mevzuat ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda yıllık izin ücreti alacağının beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu sonucuna ulaşmış ve bu doğrultuda davanın bir kısmının reddine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi
AYM, başvuruyu 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“AY” veya “Anayasa”) 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde özellikle mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir. Mahkeme, yerleşik içtihadında mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve bu hakka getirilen sınırlamaların kanuni dayanağa sahip olması, meşru bir amaç gütmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bu kapsamda Mahkeme, somut olayda uygulanan zamanaşımı hükümlerinin dayanağını oluşturan mevzuatı detaylı şekilde incelemiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 126. maddesinde yer alan düzenleme kapsamında:
“Başkalarının maiyetinde çalışan veya müstahdem olan kimselerin hizmetlerinin ücretleri hakkındaki davalar beş senelik zamanaşımına tabidir.”
şeklinde hüküm bulunduğu görülmektedir. Buna karşılık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde genel zamanaşımı süresinin on yıl olduğu düzenlenmiş, 147. maddesinde ise bazı alacaklar bakımından beş yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür.
AYM, bu noktada özellikle Yargıtay içtihatlarına geniş şekilde yer vermiştir. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 3/10/2012 tarihli kararında:
“İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverenine zarar vermesi hâlinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı davada Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi (6098 sayılı TBK m.146) uyarınca on yıllık zamanaşımı uygulanır.”
şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Bununla birlikte daha sonraki içtihatlarda yıllık izin ücretinin hukuki niteliğine ilişkin yaklaşım değişmiş ve bu alacak türünün dönemsel nitelik taşıdığı kabul edilerek beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu yönünde kararlar verilmiştir. Örneğin Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 16/6/2021 tarihli kararında:
“Yıllık izin ücreti alacağının dönemsel nitelikte olduğu, bu nedenle beş yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu kabul edilmelidir.”
yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 22. Hukuk Dairesi de yıllık izin ücretine ilişkin alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu yönünde içtihat geliştirmiştir.
AYM, somut olayda derece mahkemelerinin bu içtihat değişikliğini dikkate alarak karar verdiğini ve hukuki yorumlarının keyfî nitelik taşımadığını değerlendirmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun iddiaları, esasen zamanaşımı süresinin belirlenmesine ilişkin yorum farklılığına dayanmaktadır.
Mahkeme ayrıca zamanaşımı kurumunun hukuki güvenliği sağlama, uyuşmazlıkların makul sürede çözülmesini temin etme ve ispat güçlüklerini ortadan kaldırma gibi meşru amaçlara hizmet ettiğini vurgulamıştır. Bu kapsamda zamanaşımı uygulanmasının mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği kabul edilmekle birlikte, somut olayda bu müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç
AYM, tüm bu değerlendirmeler ışığında başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İncelenen karar, işçilik alacaklarında zamanaşımı sürelerine ilişkin içtihat değişikliklerinin bireysel başvuru kapsamında nasıl değerlendirileceğini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Karar ile birlikte, zamanaşımı uygulamalarının belirli şartlar altında mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeyeceği ve bu tür sınırlamaların hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde değerlendirileceği açık biçimde ortaya konulmuştur.
Bu yönüyle karar, özellikle iş hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda zamanaşımı sürelerinin belirlenmesi ve uygulanmasına ilişkin yargısal yaklaşımın anayasal denetim bakımından sınırlarını çizen önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar