Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nden Dava Şartı Arabuluculuk ve Kanun Yararına Bozma Değerlendirmesi
- JurisNote

- 24 May
- 2 dakikada okunur
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2025/2548, K. 2025/5852 sayılı ve 03.12.2025 tarihli kararı, kira ilişkisinden kaynaklanan tahliye davasında dava şartı arabuluculuk sürecinin işletilip işletilmediği ve bu şartın mahkemece nasıl değerlendirilmesi gerektiği bakımından önem taşımaktadır. Karar, 18.03.2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
1. Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
İncelemeye konu uyuşmazlık, ihtiyaç sebebiyle kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. Davacı vekili, İstanbul ilinde yaşayan müvekkilinin yaşanan deprem olayları sonrasında kiralanana ihtiyaç duyduğunu ileri sürmüş; bu kapsamda ihtarname düzenlenerek davalı kiracıya gönderildiğini, buna rağmen taşınmazın tahliye edilmediğini belirterek kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ise davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesi, davacının dava şartı arabuluculuk sürecine başvurmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiştir.
Uyuşmazlık, ihtiyaç sebebine dayalı tahliye davasında arabuluculuğa başvurunun dava şartı olup olmadığı ve dava açılmadan önce bu sürecin işletilmemesinin davanın usulden reddini gerektirip gerektirmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay kararında öncelikle Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 350. maddesine yer verilmiştir. Anılan hüküm uyarınca kiraya veren, kira sözleşmesini; kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi bulunması halinde, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise fesih dönemine ve fesih bildirimi sürelerine uyarak dava yoluyla sona erdirebilir.
Kararda ayrıca 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/B maddesi değerlendirilmiştir. Söz konusu düzenleme uyarınca, ilgili kanunlarda belirtilen sürelerin arabuluculuk başvurusundan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemeyeceği; zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin de bu süreçte duracağı kabul edilmektedir.
Yargıtay’ın değerlendirmesinde öne çıkan husus, mahkemenin dava şartı arabuluculuk sürecinin işletilmediği gerekçesiyle davayı usulden reddetmesinin hukuka uygun görülmemesidir. Kararda, arabuluculuk başvurusunun dava şartı olduğu uyuşmazlıklarda mahkemenin bu eksikliği doğrudan davanın reddi sonucuna bağlamadan önce usulüne uygun şekilde değerlendirme yapması gerektiği vurgulanmıştır. Bu kapsamda, arabuluculuk sürecinin tamamlanıp tamamlanmadığı, son tutanağın ibraz edilip edilmediği ve taraflara usulüne uygun süre verilip verilmediği gibi hususların ayrıca gözetilmesi gerekmektedir.
Bu yönüyle karar, dava şartı arabuluculuk kurumunun yalnızca şekli bir dava ön şartı olarak değil; tarafların uyuşmazlığı dava dışı yollarla çözme imkânını güvence altına alan usulî bir mekanizma olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Kararın dikkat çeken bir diğer yönü de incelemenin kanun yararına temyiz yolu kapsamında yapılmış olmasıdır. İlk derece mahkemesince verilen karar kesin nitelikte olmakla birlikte, Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine dosya Yargıtay incelemesine taşınmıştır. Yargıtay, mahkemenin davayı usulden reddetme yaklaşımını hukuka aykırı bularak kararın kanun yararına bozulmasına hükmetmiştir.
3. Sonuç
Kanaatimizce karar, özellikle kira hukukunda dava şartı arabuluculuk uygulamasının sınırları bakımından önemlidir. Tahliye davalarında arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce yerine getirilmesi gereken bir usulî aşama olmakla birlikte, bu aşamanın hiç işletilmediği veya eksik işletildiği durumlarda mahkemenin doğrudan davanın reddi yönünde mekanik bir yaklaşım benimsememesi gerekmektedir.
Yargıtay’ın yaklaşımı, dava şartı arabuluculuğun amacının tarafları gereksiz yargılama süreçlerinden önce müzakere zeminine taşımak olduğunu; ancak bu amacın, usulî güvenceler göz ardı edilerek katı bir ret sebebine dönüştürülmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu karar, özellikle ihtiyaç sebebine dayalı tahliye davalarında dava açmadan önce arabuluculuk sürecinin dikkatle işletilmesi gerektiğini; mahkemeler bakımından ise dava şartı eksikliğinin değerlendirilmesinde taraflara tanınması gereken usulî imkânların gözetilmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar