top of page

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı Işığında Islahla Yeni Talep Ekleme Yasağı

Hukuk muhakemesi usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, tarafların yargılamanın belirli bir aşamasından sonra taleplerini serbestçe değiştirmelerini veya davaya yeni talepler eklemelerini engelleyen, yargılamanın belirliliği ve hukuki güvenlik ilkelerine hizmet eden temel bir usul kuralıdır. Bu kuralın en önemli istisnalarından birini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) kapsamında düzenlenen ıslah müessesesi oluşturmaktadır.


Uygulamada, dava dilekçesinde açıkça talep edilmeyen bir alacak kaleminin veya talebin, yargılama sürecinde kısmen ıslah dilekçesi verilerek ve harcı yatırılarak davaya dahil edilip edilemeyeceği hususu uzun yıllardır Yargıtay daireleri arasında bir görüş ayrılığına sebebiyet vermiştir. Bu kapsamda Yargıtay bünyesindeki hukuk daireleri ile Hukuk Genel Kurulu’nun konuya yaklaşımında usul hukukunun katı kuralları ile usul ekonomisi ve hak arama hürriyeti arasındaki denge ekseninde iki temel akım ortaya çıkmıştır.


Nitekim Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, ortaya çıkan bu görüş aykırılıklarını gidermek amacıyla başlattığı süreç neticesinde, 30 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.05.2026 tarihli ve 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı ilamıyla bir usul kuralını açıklığa kavuşturmuş ve hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilemeyeceğine kesin olarak hükmetmiştir


A. İçtihadı Birleştirmenin Arka Planı ve Görüş Aykırılıkları

İçtihatları birleştirme sürecinde, Yargıtay bünyesindeki hukuk dairelerinin ve Hukuk Genel Kurulu’nun konuya yaklaşımında iki temel akım ortaya çıkmıştır.


  1. Islahla Yeni Talep Eklenebileceğini Savunan Görüş: Başta Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ve 4. Hukuk Dairesi olmak üzere bazı özel daireler, özellikle iş yargılaması gibi birden fazla alacak kalemini barındıran ikame davalarda, dava dilekçesinde unutulan veya sonradan fark edilen bir alacak kaleminin ıslah dilekçesiyle davaya dahil edilebileceğini savunmuştur. Bu görüşün temel gerekçesini, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (“HUMK”) dönemindeki “ıslahla müddeabihin artırılamayacağı” kuralının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden sonra, ek dava yoluyla istenebilecek bir talebin mevcut davada ıslahla istenmesinin usul ekonomisine hizmet etmesi ve yargılama maliyetlerini azaltması oluşturmuştur. Bu görüşe göre, ilk kez ıslah yoluyla talep edilen alacak kalemi bakımından davalının her türlü defi ve itiraz hakkını kullanması mümkün olduğundan, davalı açısından herhangi bir hak kaybı da doğmamaktadır.


  1. Yeni Talep Eklenemeyeceğini Savunan Görüş: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1. Hukuk Dairesi, 3. Hukuk Dairesi ve kapatılan birçok hukuk dairesinin yerleşik uygulamasına göre ise ise ıslah müessesesi mevcut bir talebin niteliğini veya miktarını değiştirmeye elverişli olup, davada hiç bulunmayan tamamen yeni bir talebi davaya dahil etme aracı olarak kullanılamaz. Dava konusu edilmeyen bir alacağın ıslah yoluyla davaya dahil edilmesi, usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığı için hukuken geçersiz kabul edilmiş ve dava konusu edilmeyen bir şeyin kısmi ıslah yoluyla davaya ithaline yasal açıdan olanak bulunmadığı mütalaa edilmiştir.


B. Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun Gerekçesi ve Usuli Değerlendirmesi

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, ıslah kurumunun HMK’nın 176. ve devamı maddelerindeki lafzını, amacını ve davanın ikamesine ilişkin temel prensipleri inceleyerek sınırlayıcı yaklaşımın hukuk sistemine uygun olduğuna kanaat getirmiştir. Islah, tarafların evvelce yapmış oldukları usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmelerini sağlayan istisnai bir imkandır. Ancak bir işlemin düzeltilebilmesi veya tamamlanabilmesi için, öncelikle o işlemin ve ilgili talebin hukuk aleminde asgari düzeyde de olsa var olması şarttır.


Genel Kurul'un gerekçesinde vurgulanan temel hukuki argümanlar şu şekildedir:


  • HMK’nın 119. maddesi uyarınca dava dilekçesinde talep sonucunun açıkça yazılması zorunludur. Dava dilekçesinde hiç zikredilmeyen, vakıaları ve hukuki temeli ortaya konulmayan bir alacak kalemi bakımından usulünce açılmış bir davadan söz etmek mümkün değildir. Usul hukuku normları uyarınca, olmayan bir talebin “kısmen ıslah” yoluyla artırılması veya çeşitlendirilmesi, ıslahın hukuki doğasına ve mantığına açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

  • Kısmen ıslah, dava dilekçesinde yer alan mevcut bir talebin miktarının veya niteliğinin değiştirilmesinden ibarettir. Dava dilekçesinde usulüne uygun şekilde ilk nüvesi oluşturulmayan, yani dava konusu edilmeyen bir unsur, kısmen ıslahın konusu haline getirilemez.


Anayasa’nın 36. maddesi ve HMK’nın 27. maddesinde teminat altına alınan savunma hakkı ile silahların eşitliği ilkesi uyarınca, davalı taraf kendisine yöneltilen taleplere göre bir savunma stratejisi belirler ve yargılamayı takip eder. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında dava dilekçesinde hiç bulunmayan alacak kalemlerinin ıslah adı altında davaya dahil edilmesi, davalının savunma hakkını, silahların eşitliği ilkesini ve davanın öngörülebilirliğini zedeleyici bir mahiyet taşımaktadır. Hak arama özgürlüğü ve usul ekonomisi ilkeleri, tarafların haklarını dürüstlük kuralına aykırı şekilde sınırsızca kullanmalarına ve yargılamayı kuralsızlaştırmalarına cevaz vermez.


C. Sonuç

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 08.05.2026 tarihli ve 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı kararı, hukuk muhakemesinde usuli belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini pekiştiren köklü bir dönüm noktası niteliğindedir. Alınan bu bağlayıcı karar doğrultusunda, dava açılırken dilekçede hukuken varlık kazanmamış hiçbir talebin sonradan kısmen ıslah mekanizmasıyla yargılamaya dahil edilmesi mümkün değildir. Bu durum, ilk bakışta katı bir usul kuralı gibi görünse de davanın öngörülebilir bir düzlemde yürümesini sağlayarak silahların eşitliği ve savunma hakkını güvence altına alan çok önemli bir koruma kalkanıdır. Dava dilekçeleri tanzim edilirken ihtimal dahilindeki tüm alacak kalemlerinin objektif dava birleşmesi kuralları çerçevesinde baştan eksiksizce talep edilmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına artık mutlak bir usuli zorunluluktur.


Saygılarımızla,

JurisNote


Yorumlar


bottom of page