top of page

Anlaşmalı Boşanma Davalarında Protokol Tazimleri ve Uygulamada Sık Karşılaşılan Hukuki Hatalar

26 Ağu
4 dakikada okunur

Türk aile hukukunda evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmayı düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 166. maddesinin 3. fıkrası, tarafların irade özerkliğine ve usul ekonomisine dayanan anlaşmalı boşanma müessesesini ihdas etmiştir. Anılan hüküm uyarınca evlilik akdi en az bir yıl sürmüş olan eşlerin mahkeme huzurunda boşanma ve bunun sonuçları hususunda serbest iradeleriyle uzlaşmaları, evlilik birliğinin doğrudan temelinden sarsıldığı hususunda karine teşkil etmekte ve davanın tek celsede sonuçlanmasına imkan tanımaktadır.

 

Ancak kamuoyunda formaliteden ibaret görülen bu süreç, esasen tarafların gelecekteki şahsi, mali ve mülkiyete dair tüm hukuki statülerini nihai olarak şekillendiren “Anlaşmalı Boşanma Protokolü” üzerine inşa edilmektedir. Birer özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olan bu protokollerin hazırlanması aşamasında yapılan kanuni şart noksanlıkları, muğlak edim yükümlülükleri ve emredici hukuk kurallarına aykırı düzenlemeler; “tek celsede boşanma” gayesiyle yola çıkan tarafları, kararın kesinleşmesini müteakip telafisi imkansız hak kayıplarıyla ve yıllarca sürecek türev uyuşmazlıklarla karşı karşıya bırakmaktadır.

 

Bu makale, anlaşmalı boşanma usulünde sıklıkla düşülen kritik hukuki hataları, protokol tanziminde yapılan edim sakatlıklarını ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda dikkat edilmesi gereken hususlar incelenmiştir.

 

A.        MADDİ VE ŞEKLİ HUKUK AÇISINDAN ÖN KOŞULLARIN İHLALİ

Anlaşmalı boşanma davasının esasına geçilebilmesi ve mahkemenin tarafların uzlaşması doğrultusunda boşanma kararı tesis edebilmesi için TMK’nın 166. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen kanuni ön şartların eksiksiz bir biçimde gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Uygulamada, bu şartlar sağlanmadan icra edilen adımların kamu düzenine aykırılık teşkil ettiği ve davanın reddi yahut usulden şekil değiştirmesi neticesini doğurduğu gözlemlenmektedir.

 

Evlilik akdinin resmi olarak kurulduğu tarihten itibaren en az bir yıllık sürenin dolmuş olması usulü bir dava şartıdır. Bir yıllık asgari evlilik süresi tamamlanmadan açılan davalarda, davalı taraf boşanmayı ve protokol hükümlerini tamamen kabul etse dahi, hakim davanın anlaşmalı boşanma usulü çerçevesinde kabulüne karar veremez. Süre şartının yokluğu halinde dava ya usulden reddedilmekte ya da tarafların muvafakati ile yargılamaya çekişmeli boşanma hükümleri uyarınca devam edilmektedir. Bu durum, süreci hızlandırmak isteyen taraflar açısından zaman ve hak kaybına yol açmaktadır.

 

Bununla birlikte, sürecin en kritik maddi hukuk şartlarından biri tarafların duruşmada bizzat hazır bulunarak dinlenmesi zorunluluğudur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) uyarınca taraf vekillerinin vekaletnamelerinde boşanmaya ilişkin özel yetkilerinin bulunması, eşlerin duruşmaya katılma zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Hakim, tarafların iradelerini serbestçe açıkladıklarına bizzat kanaat getirmekle yükümlüdür. Eşlerden birinin duruşmaya icabet etmemesi veya hakime iradesinin fesada uğratıldığını beyan etmesi halinde, anlaşmalı boşanma zemini tamamen ortadan kalkmaktadır.

 

B.         PROTOKOL HÜKÜMLERİNİN KALEME ALINMASINDA YAPILAN EDİM VE TAZİM HATALARI

Anlaşmalı boşanma protokolü, taraflar arasındaki müstakbel uyuşmazlıkları nihai olarak sona erdirecek, şüpheye mahal bırakmayan ve ilamlı icra takibine konu edilebilecek netlikte tanzim edilmelidir. Uygulamada sıklıkla rastlanan yüzeysel, muğlak ve yoruma açık ifadeler; kararın kesinleşmesini müteakip tarafları yeni davalar, icra takipleri ve telafisi güç hukuki uyuşmazlıklarla karşı karşıya getirmektedir.

 

a.      Velayet ve Kişisel İlişki Kurulmasındaki Belirsizlikler

Müşterek çocukların velayeti ile velayet kendisine verilmeyen eşle kurulacak kişisel ilişki usulü, kamu düzenine ilişkin olup hakimin re’sen denetimine tabidir. Protokol metinlerinde yer verilen “Çocuğun velayeti anneye verilecek olup baba çocuğu dilediği, uygun gördüğü ve tarafların anlaşacağı zamanlarda görebilecektir.” şeklindeki muğlak düzenlemeler, hukuken icra edilebilirlik niteliğinden yoksundur.

 

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri çerçevesinde infazı mümkün, net bir kişisel ilişki takvimi tesis edilebilmesi elzemdir. Bu doğrultuda; hafta sonu konaklamaları, dini ve milli bayramlar, yarıyıl ile yaz tatillerine ilişkin gün ve saat aralıklarının, teslim ve iade mükellefiyetlerinin protokol metnine duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta derç edilmesi gerekmektedir.

 

b.    Nafaka Türünün Niteliği ve İfa Şartları

Protokol metinlerinde yalnızca maktu bir meblağ belirtilerek nafaka yükümlülüğünün düzenlenmesi, infaz ve icra aşamasında ciddi tereddütler yaratmaktadır. Kararlaştırılan edimin, boşanma ile yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası mı, yoksa ergin olmayan çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılım amacı taşıyan iştirak nafakasımı olduğu açıkça nitelendirilmelidir.

 

Diğer taraftan, yüksek enflasyonist koşullar ve değişen ekonomik parametreler karşısında nafaka miktarının gelecek yıllardaki artış esası protokolde açıkça düzenlenmediği takdirde; nafaka alacaklısı her yıl edimin güncellenmesi amacıyla yeniden nafaka artırım davası açmak zorunda kalacaktır.

 

c.     Tazminat ve İbra Hükümlerinin Kapsamı

TMK’nın 174. maddesinin 1. fıkrası (maddi tazminat) ve 2. fıkrasında (manevi tazminat) düzenlenen boşanmaya bağlı tazminat haklarına ilişkin olarak protokolde yer alan “Tarafların birbirlerinden tazminat talebi yoktur” şeklindeki genel ifadeler eksik görülmektedir.

 

İleride doğabilecek hak kayıplarının ve “sadece dava açılış safhasındaki talepler kastedilmiştir” şeklindeki savunmaların önüne geçilebilmesi adına; tarafların evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesinden doğan tüm maddi ve manevi tazminat haklarından birbirlerini tamamen feragat ve ibra ettikleri, feragatin kapsamı net olarak vurgulanarak kayıt altına alınmalıdır.

 

C.        DURUŞMA AŞAMASINDA İRADE BEYANININ SAKATLANMASI VE PROTOKOL DIŞI ANLAŞMALAR

Anlaşmalı boşanma usulünde hakim, TMK’nın 166. maddesinin 3. fıkrası gereğince sadece protokol metnini incelemekle yetinmeyip, tarafların serbest iradelerini duruşma esnasında re’sen denetlemekle mükelleftir. Protokolün tanzim edilerek mahkemeye sunulmuş olması, tek başına boşanma kararının tesisi için yeterli kabul edilmemekte; duruşma safhasında taraflardan sadır olacak irade beyanlarının niteliği davanın kaderini belirlemektedir.

 

a.      Şartlı İrade Beyanları ve Hakimin Müdahalesi

Duruşma esnasında taraflardan birinin karardan tereddüt ettiğini hissettirmesi, iradesinin baskı veya fesat altında sakatlandığını ima etmesi yahut “Eşyalarımı teslim ederse kabul ederim”, “Aramızdaki borcu ödemeyi taahhüt ettiği için protokolü imzaladım” gibi şartlı beyanlarda bulunması halinde anlaşmalı boşanma zemini hukuken kaybolmuş sayılır. Bu durum karşısında hakim, davanın anlaşmalı boşanma usulü uyarınca kabulüne karar veremez; davayı çekişmeli boşanma davasına dönüştürerek yargılamaya HMK’nın genel hükümleri çerçevesinde devam eder.

 

b.    Protokol Dışı Sözlü Vaatler ve Hukuki Hükümsüzlük

Uygulamada sıklıkla yapılan stratejik hatalardan biri de tarafların mahkemeye sundukları protokol metnine yansıtmadıkları, haricen ve sözlü olarak kararlaştırdıkları edimlere güvenerek hareket etmeleridir. Dava dosyasına girmeyen, mahkemece onaylanmayan ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasına derç edilmeyen hiçbir sözlü anlaşmanın, senetsiz taahhüdün veya harici protokolün kamu düzeni ve icra hukuku bakımından bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Hakimin onayından geçmeyen bu tür harici vaatlerin ifa edilmemesi halinde, tarafların boşanma kararı kesinleştikten sonra bu hususları ilamlı takip veya boşanmanın fer'i niteliğinde bir iddia olarak ileri sürmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla, boşanmanın tüm mali ve kişisel sonuçlarının istisnasız bir şekilde resmi protokol metnine yansıtılması bir teminat şartıdır.

 

D.        SONUÇ

Anlaşmalı boşanma müessesesi, usul hukuku ile maddi hukukun kesişim noktasında yer alan, yüksek bağlayıcılığa sahip bir özel hukuk ve aile hukuku tasarrufudur. Sürecin temelini oluşturan Anlaşmalı Boşanma Protokolü, tarafların boşanma sonrasındaki tüm kişisel, mali ve mülkiyete dayalı hukuki statülerini nihai olarak tesis etmektedir.

 

Matbu metinlerle, kulaktan dolma bilgilerle veya harici sözlü vaatlere güvenilerek hazırlanan eksik ve hatalı protokoller; davanın reddine, çekişmeli yargılamaya dönüşmesine yahut boşanma gerçekleştikten sonra tarafları yıllarca sürecek icra takipleri, velayetin değiştirilmesi, nafaka uyarlanması ve tescil davalarıyla karşı karşıya getirmektedir. Zira boşanma kararı kesinleştikten sonra, protokoldeki edim sakatlıklarını ve hak kayıplarını geriye dönük olarak telafi etmek çoğu zaman hukuken imkansızdır.

 

Müstakbel hak kayıplarının önüne geçilmesi, sürecin hızlı ve sorunsuz bir şekilde tamamlanması; protokol metninin emredici mevzuat hükümlerine, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına ve tarafların gerçek iradelerine uygun biçimde, avukat desteğiyle tanzim edilmesi ile mümkündür.

Saygılarımızla,

JurisNote

Yorumlar


bottom of page