Yabancılık Unsuru Taşıyan İş Sözleşmelerinde Zamanaşımı ve Mahkemeye Erişim Hakkı
- JurisNote

- 17 Oca
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 15 May
Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) incelemesine konu olan başvuruda, yabancılık unsuru taşıyan iş sözleşmelerinden doğan alacak taleplerinde uygulanacak hukukun belirlenmesi ve bu kapsamda öngörülen zamanaşımı sürelerinin mahkemeye erişim hakkı üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir.
Başvurucu (“Başvurucu”), Türkiye merkezli bir firmanın yurt dışındaki projelerinde çalışmış; iş ilişkisinin sona ermesinin ardından işçilik alacaklarının tahsili talebiyle dava açmıştır. Yargılama sürecinde derece mahkemeleri, taraflar arasındaki iş sözleşmesi, çalışma olgusu ve işin ifa edildiği yer dikkate alınarak uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Bu çerçevede, işin fiilen yurt dışında ifa edildiği kabul edilerek mutat işyeri hukukunun yabancı hukuk olduğu değerlendirilmiş ve ilgili yabancı hukukta öngörülen kısa zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucu ise, uygulanacak hukukun hatalı belirlendiğini ve bu hatalı belirlemenin dava hakkını ortadan kaldıracak şekilde sonuç doğurduğunu ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın (“Anayasa” veya “AY”) 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, milletlerarası özel hukuk alanında uygulanacak hukukun belirlenmesi ve bu hukukun yorumlanmasının kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi içinde bulunduğunu vurgulamıştır.
Bununla birlikte AYM, bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını; özellikle uygulanacak hukukun tespiti sürecinde yapılan değerlendirmelerin yeterli incelemeye dayanması, ilgili tüm bağlantı noktalarının dikkate alınması ve ulaşılan sonucun makul bir gerekçeyle desteklenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Somut olayda AYM, derece mahkemelerinin mutat işyeri hukukunu belirlerken iş ilişkisinin bütününü yeterince değerlendirmediğini; işçinin çalışma süresinin, işverenle olan bağının ve iş ilişkisinin esas ağırlık merkezinin bulunduğu yerin bütüncül bir şekilde analiz edilmediğini tespit etmiştir. Ayrıca, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunup bulunmadığı yönünde gerekli değerlendirmenin yapılmadığına dikkat çekilmiştir.
AYM’ye göre, uygulanacak hukukun bu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak belirlenmesi, doğrudan zamanaşımı süresinin tespitine etki etmiş ve nihayetinde başvurucunun davasının esası incelenmeksizin reddedilmesine yol açmıştır. Bu durum, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmektedir.
AYM, söz konusu müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken; zamanaşımı sürelerinin hukuki güvenlik ve istikrar açısından meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmekle birlikte, somut olayda uygulanan sürenin belirlenme biçiminin hatalı olması nedeniyle başvurucu üzerinde orantısız bir külfet oluşturduğunu değerlendirmiştir. Bu kapsamda AYM, uygulanacak hukukun belirlenmesindeki eksikliklerin ve yetersiz gerekçelendirmenin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edecek nitelikte olduğunu sonucuna ulaşmıştır.
Sonuç
16 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2024/48855 başvuru numaralı karar ile Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Mahkeme, uygulanacak hukukun belirlenmesi sürecinde mutat işyeri hukukunun tespiti ve sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukuk ihtimalinin yeterince değerlendirilmemesi nedeniyle yargılamanın eksik incelemeye dayandığını ve bu durumun davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesine yol açtığını tespit etmiştir. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.
İşbu karar ile; yabancılık unsuru taşıyan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun belirlenmesinin yalnızca teknik bir bağlama kuralı meselesi olmadığı, aynı zamanda bireylerin mahkemeye erişim hakkını doğrudan etkileyen anayasal bir boyut taşıdığı açıkça ortaya konulmuştur. Bu yönüyle karar, mutat işyeri kriterinin ve “daha sıkı ilişkili hukuk” analizinin dikkatli ve bütüncül şekilde yapılmasının, hak arama özgürlüğünün korunması bakımından kritik önem taşıdığını teyit etmektedir.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar