Kısmi Dava Sonrası Ek Davanın Derdestlik Nedeniyle Reddi ve Mahkemeye Erişim Hakkı: AYM Kararı İncelemesi
- JurisNote

- 12 Şub
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 15 May
Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM” veya “Mahkeme”) incelemesine konu başvuruda, başvurucunun, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla açtığı davalarda derece mahkemelerinin usule ilişkin değerlendirmeleri nedeniyle, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“AY”) 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Somut olayda başvurucu, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve çeşitli işçilik alacaklarının tahsili amacıyla Kayseri 6. İş Mahkemesi nezdinde kısmi dava açmıştır. Kısmi dava kapsamında başvurucu, alacağının tamamını değil, belirli bir kısmını talep etmiş; alacağın geri kalan kısmını ise dava dışında bırakmıştır.
Yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporu ile başvurucunun gerçek alacak miktarının, dava dilekçesinde talep edilen tutarın oldukça üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, bakiye alacaklarının tahsili amacıyla Kayseri 5. İş Mahkemesi nezdinde ek dava açmıştır.Ancak anılan Mahkeme, söz konusu ek davayı, daha önce açılmış ve halen görülmekte olan dava ile aynı hukuki ilişkiye dayandığı ve bu nedenle davanın derdestsizlik itirazına konu olduğu gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Başvurucu tarafından yapılan istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı kesinleşmiştir.
Başvurucu, bu yaklaşımın kendisini alacağının tamamını talep etmekten mahrum bıraktığını ve mahkemeye etkili erişimini engellediğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.Uyuşmazlığın temelini, kısmi dava açılmış bir alacak bakımından, sonradan açılan ek davanın derdestlik nedeniyle reddedilip reddedilemeyeceği ve bu uygulamanın mahkemeye erişim hakkı ile bağdaşıp bağdaşmadığı oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi
AYM, başvuruyu AY’nin 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde ve bu hakkın ayrılmaz bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı bağlamında incelemiştir. Mahkeme, yerleşik içtihadı doğrultusunda mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmadığını, ancak bu hakka getirilen sınırlamaların kanuni bir temele dayanması, meşru bir amaç gütmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır.
Mahkeme, değerlendirmesine öncelikle kısmi dava kurumunun hukuki niteliğini ortaya koyarak başlamıştır. Bu kapsamda, kısmi davanın alacağın tamamının değil yalnızca bir bölümünün talep edilmesine imkân tanıyan bir usul kurumu olduğu, dolayısıyla dava konusu edilmeyen bakiye alacak yönünden dava açma hakkının saklı kaldığı ifade edilmiştir. Özellikle işçilik alacakları bakımından, alacağın gerçek miktarının çoğu zaman yargılama sırasında yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenebildiği dikkate alındığında, kısmi dava açılmasının uygulamada işlevsel bir araç olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, kısmi dava açılmış olması durumunda alacağın kalan kısmı için ayrıca dava açılabilmesi, usul hukukunun doğasıyla uyumlu bir sonuç olarak değerlendirilmiştir.
Mahkeme, derece mahkemelerinin ek davayı derdestlik nedeniyle reddetmesine ilişkin yaklaşımını da ayrıntılı biçimde ele almıştır. Bu bağlamda derdestlik kurumunun, aynı taraflar arasında, aynı dava konusu ve aynı dava sebebine dayanılarak açılmış bir davanın hâlen görülmekte olması durumunda söz konusu olabileceği hatırlatılmıştır. Ancak somut olayda ilk davanın kısmi dava niteliğinde olması nedeniyle, yalnızca talep edilen kısım yönünden derdestlikten söz edilebileceği; buna karşılık dava dışı bırakılan bakiye alacak bakımından derdestlik koşullarının oluşmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, ek davanın sırf önceki dava devam ettiği gerekçesiyle reddedilmesinin, usul hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
AYM, müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken, derece mahkemelerinin benimsediği yorumun başvurucu üzerindeki etkilerine özel bir ağırlık vermiştir. Bu çerçevede, söz konusu yaklaşımın başvurucunun alacağının kalan kısmını talep etmesini fiilen imkânsız hale getirdiği, bu durumun başvurucuya olağan dışı ve aşırı bir külfet yüklediği ve usul kurallarının katı ve şekilci bir biçimde uygulanması sonucunu doğurduğu ifade edilmiştir. Mahkeme’ye göre, bu nitelikte bir müdahale, mahkemeye erişim hakkının özüne dokunmakta ve ölçülülük ilkesini ihlal etmektedir.
Mahkeme ayrıca, derece mahkemelerinin yorumunun hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından da sorunlu olduğunu değerlendirmiştir. Zira bireylerin, kısmi dava açmaları halinde alacağın kalan kısmını ayrıca talep edebilecekleri yönünde makul ve korunması gereken bir beklentiye sahip oldukları, bu beklentinin ortadan kaldırılmasının hak arama özgürlüğünü belirsiz ve öngörülemez hale getireceği ifade edilmiştir. Bu nedenle, usul kurallarının uygulanmasında bireylerin mahkemeye etkili erişimini ortadan kaldıracak derecede katı yorumlardan kaçınılması gerektiği vurgulanmıştır.
Sonuç
AYM tüm bu değerlendirmeler ışığında başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
İncelenen karar, usul hukukuna ilişkin kuralların uygulanmasında şekilciliğin sınırlarını açık biçimde ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Nitekim Mahkeme, kısmi dava açılmasının doğal bir sonucu olarak bakiye alacak için ayrı bir dava açılabilmesi gerektiğini vurgulamak suretiyle, derdestlik kurumunun dar ve teknik bir yorumla genişletilemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, özellikle işçilik alacakları gibi alacak miktarının yargılama sürecinde netleştiği uyuşmazlıklarda, hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını güvence altına alan bir çerçeve sunmaktadır.
Karar aynı zamanda, mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamaların değerlendirilmesinde ölçülülük ve adil denge ilkelerinin somutlaştırılması açısından da dikkat çekicidir. Bu bağlamda AYM, usul kurallarının katı biçimde uygulanmasının bireyler üzerinde aşırı ve orantısız sonuçlar doğurabileceğini açıkça ortaya koymuş; yargı mercilerinin, yorum faaliyetlerinde bireyin mahkemeye erişimini esas alan bir yaklaşımı benimsemeleri gerektiğini vurgulamıştır.
Bu yönüyle karar, yalnızca kısmi dava–ek dava ilişkisine dair teknik bir tartışmayı çözmekle kalmamakta; aynı zamanda usul hukukunun temel amacının, maddi hakkın korunmasını sağlayacak şekilde yorumlanması gerektiğine işaret ederek, uygulamaya yön veren güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar