top of page

İfade ve Basın Özgürlüğü – Kişilik Hakları Dengesi

Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) incelemesine konu olan başvuruda, bir gazetecinin yaptığı haberler nedeniyle manevi tazminata mahkum edilmesinin, ifade ve basın özgürlüğü üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir.

 

Başvurucu (“Başvurucu”), sahibi olduğu internet haber sitesinde yayımlanan çeşitli haberlerde, davacılar hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı olduklarına yönelik iddialara ve yargı süreçlerine ilişkin bilgilere yer vermiştir. Söz konusu haberler üzerine davacılar, kişilik haklarının zedelendiği iddiasıyla Başvurucu aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, haber içeriklerinin davacıların şeref ve itibarını zedelediği kanaatine vararak kısmen kabul kararı vermiş; Başvurucu aleyhine manevi tazminata hükmetmiştir. Bu karar, istinaf incelemesinden de geçerek kesinleşmiştir.

 

Başvurucu ise, yayımlanan haberlerin güncel, kamu yararına ilişkin ve görünür gerçekliğe dayalı olduğunu, ayrıca gazetecilik faaliyeti kapsamında ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığını ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.

 

Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, başvuruyu 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“Anayasa”) 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlükleri kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün yalnızca zararsız veya toplumun genelince kabul gören düşünceler için değil; aynı zamanda rahatsız edici, sarsıcı ve eleştirel nitelikteki açıklamalar için de geçerli olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda basının, kamuoyunu ilgilendiren konularda bilgi verme ve eleştiri yapma görevinin demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olduğu ifade edilmiştir.

 

Bununla birlikte AYM, ifade ve basın özgürlüklerinin mutlak olmadığını; başkalarının şeref ve itibarının korunması amacıyla sınırlanabileceğini kabul etmiştir. Ancak bu sınırlamanın Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuni olması, meşru bir amaca dayanması ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerektiği belirtilmiştir.

 

Somut olayda AYM, derece mahkemelerinin başvurucunun yayımladığı haberleri değerlendirirken; haberlerin kamu yararına katkı sağlayıp sağlamadığını, güncellik unsurunu, görünür gerçekliğe dayanıp dayanmadığını, kullanılan ifadelerin değer yargısı mı yoksa olgu isnadı mı içerdiğini, Başvurucu’nun gazetecilik mesleği çerçevesindeki özen yükümlülüğüne uygun hareket edip etmediğini yeterli ve bütüncül bir şekilde analiz etmediğini tespit etmiştir.


AYM ayrıca, Başvurucu’nun haberlerinde yer verdiği hususların büyük ölçüde kamuya yansımış olaylara ve yargı süreçlerine dayandığını, bu nedenle gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna karşın derece mahkemelerinin, ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasında adil bir denge kuramadığı sonucuna ulaşılmıştır.

 

Bu çerçevede AYM, başvurucu aleyhine hükmedilen manevi tazminatın, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğurabilecek nitelikte olduğunu ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale teşkil etmediğini değerlendirmiştir.

 

Sonuç

16 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi, 18/9/2025 tarihli ve 2022/103844 başvuru numaralı kararında, başvurucunun Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.


Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasında kurulması gereken dengeyi gözetmeden ve yeterli gerekçe ortaya koymadan manevi tazminata hükmettiğini tespit etmiştir. Bu doğrultuda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmiştir.


İşbu karar ile; basın yoluyla yapılan açıklamaların değerlendirilmesinde, haberin kamu yararına katkısı, güncelliği, görünür gerçekliğe dayanması ve gazetecilik meslek ilkelerine uygunluğu gibi kriterlerin bütüncül şekilde ele alınmasının zorunlu olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Bu yönüyle karar, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik müdahalelerin anayasal denetiminde ölçülülük ve dengeleme analizinin belirleyici önemini bir kez daha teyit etmektedir.

Saygılarımızla,

JurisNote



Yorumlar


bottom of page