Dava Şartı Yokluğu Gerekçesiyle Usulden Ret ve Mahkemeye Erişim Hakkı İhlali Kararı
- JurisNote

- 7 Oca
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 15 May
Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) incelemesine konu olan başvuruda; başvurucu (“Başvurucu”) tarafından kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve çeşitli işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan belirsiz alacak davasının, alacak kalemlerinin belirlenebilir olduğu gerekçesiyle esasa girilmeksizin usulden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği değerlendirilmiştir.
Somut olayda Başvurucu, iş sözleşmesinin emeklilik nedeniyle sona ermesinin ardından kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarının tahsili istemiyle belirsiz alacak davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, yıllık izin ücretinin belirlenebilir nitelikte olduğu gerekçesiyle bu talep yönünden davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddetmiştir. Temyiz incelemesinde Yargıtay, kıdem tazminatı alacağının da benzer şekilde belirlenebilir olduğu kanaatine vararak kararın bu yönüyle bozulmasına hükmetmiştir. Bozma kararına uyan yerel mahkeme ise kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti taleplerini bu kez hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle reddetmiştir.
Başvurucu, derece mahkemelerince uyuşmazlığın esasına girilmeksizin davanın usulden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi incelemesini, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“AY”) 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin davanın türüne ilişkin değerlendirme farklılığını, başvurucunun taleplerinin esasının incelenmesini engelleyecek şekilde esasa girilmeksizin ret sonucuna bağlamasını, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu müdahalenin meşru bir amaca dayanabileceği kabul edilmekle birlikte, müdahalenin ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı ayrıca değerlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, usul kurallarının uygulanmasında şekilciliğin mutlaklaştırılmasının, hak arama özgürlüğünü zedeleyebileceğini vurgulamış; bu bağlamda müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi için “ölçülülük” ve “son çare olma” kriterlerini karşılaması gerektiğini ifade etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun sistematiği çerçevesinde hakime tanınan davayı aydınlatma ödevi ile taraflara açıklama yaptırma ve talep sonucunu netleştirme imkanlarının, usul eksikliklerinin giderilerek uyuşmazlığın esasının incelenmesini temin etmeye yönelik olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda, dava türüne ilişkin bir değerlendirme farklılığı bulunduğu durumlarda, davanın doğrudan usulden reddi yerine, Başvurucu’ya talebini açıklama veya uygun dava türüne yönelme imkanı tanınmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir.
Netice itibarıyla Anayasa Mahkemesi; somut olayda, Başvurucu’ya talep sonucunu açıklaması için süre verilmesi gibi daha hafif müdahale araçları mevcutken, davanın doğrudan usulden reddedilmesini ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirmiştir. Usul kurallarının katı ve şekilci bir yaklaşımla uygulanarak uyuşmazlığın esasının incelenmesinin engellenmesi, mahkemeye erişim hakkını zedeleyen bir müdahale olarak kabul edilmiştir.
Sonuç
6 Ocak 2026 tarihli ve 33129 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 15 Nisan 2025 tarihli ve 2019/1844 başvuru numaralı kararıyla; Başvurucu’nun AY’nin 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde daha hafif müdahale araçları mevcutken davanın doğrudan usulden reddedilmesini anayasal güvencelerle bağdaşmaz bulmuş; bu doğrultuda yargılama giderlerinin başvurucuya ödenmesine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili İş Mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir.
İşbu içtihat; mahkemeye erişim hakkının yalnızca teorik bir imkan olmayıp, etkili ve pratik bir hak olarak korunması gerektiğini; usul kurallarının ise maddi hakkın gerçekleşmesine hizmet eden araçlar olarak yorumlanması zorunluluğunu teyit etmektedir. Bu yönüyle karar, hak arama özgürlüğü ile usul ekonomisi arasındaki dengenin kurulmasında ölçülülük ilkesinin belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar