top of page

Bankacılık Mevzuatında “Bloke Zorunlu Karşılık” Rejimi: Kredili Mevduat Hesaplarında %2 Sınırı

Güncelleme tarihi: 22 Şub

Zorunlu karşılıklar; bankaların topladıkları mevduat ve benzeri yükümlülüklerinin, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun (“TCMBK”) 40. maddesi uyarınca belirlenen bir oranı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (“TCMB”) nezdinde tesis etme yükümlülüğünü ifade eden makro ihtiyati bir araçtır. Bu mekanizma ile bankaların piyasaya sürebileceği likidite miktarı kamu otoritesi tarafından kontrol altına alınarak, kredi arzı ve para miktarının finansal istikrar hedefleri doğrultusunda manipüle edilmesi amaçlanmaktadır. Geçici Madde 17 ile zorunlu karşılık yükümlülüğü, klasik anlamda yalnızca pasif kalemler üzerinden tesis edilen rezerv anlayışından ayrışarak, KMH limit büyümesine dayalı bir tetikleme mekanizmasına bağlanmıştır. Bununla birlikte düzenleme, dayanağını TCMBK m.40 kapsamında zorunlu karşılıklara ilişkin geniş düzenleme yetkisinden almaktadır. Hukuki niteliği itibarıyla ise bankaların mülkiyetinde bulunan nakdi varlıklar üzerinde, para politikası amaçları çerçevesinde tesis edilen bir idari tasarruf kısıtlamasıdır. 31 Ocak 2026 tarihli ve 33154 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2026/7) (“Tebliğ”) ile zorunlu karşılık yeni bir boyut kazanmıştır. Söz konusu düzenleme ile zorunlu karşılıklar, yalnızca pasif kalemler üzerinden alınan bir rezerv değil, Kredili Mevduat Hesabı (“KMH”) gibi aktif kalemlerdeki limit artışlarını denetleyen bir hız sınırlama ve sterilizasyon mekanizması olarak yeniden kurgulanmıştır.

 

I.      DÜZENLEMENİN MADDİ KAPSAMI VE BANKALARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

31 Ocak 2026 tarihli düzenleme ile ihdas edilen Geçici Madde 17, bankacılık literatüründe tüketiciye tahsis edilen ve niteliği itibarıyla borçlu cari hesap şeklinde işleyen Kredili Mevduat KMH limitlerini mercek altına almaktadır. Düzenlemenin maddi kapsamı ve bu kapsamda bankalara yüklenen edimler, bankacılık ürünlerinin pazarlama isimlendirmelerinden ari olarak, yalnızca mevzuatta tanımlanan teknik sınırlar çerçevesinde şu başlıklar altında tecessüm etmektedir:

1.     Limit Büyümesinde Yüzde İki (%2) Eşiği ve “Hız Sınırı” Yükümlülüğü

Düzenlemenin merkezinde, bankaların tüketici portföyüne tahsis ettiği toplam KMH limitlerinin kontrolsüz genişlemesini engelleme amacı yatmaktadır. Bu doğrultuda bankalar; usul ve esasları TCMB tarafından belirlenen hesaplama yöntemine göre, KMH limitlerindeki büyüme oranını bir önceki hesaplama tarihine nispeten %2 seviyesinin altında tutmakla yükümlüdür. Bu eşik değer, bankanın ticari kararlarından bağımsız olarak, makroekonomik istikrar adına getirilmiş bir nicel sınırlamadır.

 

2.     Sekiz Haftalık Periyodik Hesaplama ve Raporlama Ödevi

Yükümlülüğün takibi, süreklilik arz eden bir denetim mekanizmasına bağlanmıştır. İlgili maddenin 2. fıkrası uyarınca büyüme oranları; sekiz haftada bir, cuma günleri itibarıyla hesaplanacaktır. Bu durum, bankaların kredi tahsis politikalarını anlık olarak değil, TCMB’nin belirlediği sekiz haftalık döngülerle uyumlu şekilde yönetmelerini zorunlu kılan bir operasyonel uyum borcu doğurmaktadır.

 

3.     Bloke Zorunlu Karşılık Tesis Etme Borcu

Eşiğin aşılması durumunda banka için “pozitif bir yapma borcu” olarak tesis yükümlülüğü doğar. %2’lik büyüme oranını aşan limit tutarı kadar Türk lirası cinsinden varlık, TCMB nezdinde bloke edilmek zorundadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, tesis edilecek tutarın bankanın serbest kullanımından tamamen çıkarılması ve bir yıl (52 hafta) boyunca atıl bırakılmasıdır. Bu yönüyle yükümlülük, bankanın likidite yönetimi üzerinde doğrudan bir kısıtlayıcı etki yaratmaktadır.

 

4.     İstisnalar ve Banka Ölçeğine Göre Diferansiyasyon

Maddenin 4. fıkrası, “ölçülülük ilkesi” gereği bir istisna alanı tanımlamıştır. Limit büyüklükleri veya TCMB tarafından belirlenecek diğer göstergeler çerçevesinde, belirli bir hacmin altında kalan bankalar bu ağırlaştırılmış yükümlülük rejiminden muaf tutulabilecektir. Bu istisna, küçük ölçekli bankaların rekabet gücünün korunması ve düzenlemenin sistematik risk odaklı kalması adına hukuki bir dengeleyici unsur işlevi görmektedir.

 

II.      “BLOKE ZORUNLU KARŞILIK” REJİMİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ

Zorunlu karşılıklar kural olarak bir para politikası aracı olsa da Geçici Madde 17 ile ihdas edilen “bloke” uygulaması, tipik bir rezerv tutma yükümlülüğünden ziyade, bankanın kredi genişlemesi kararına karşı öngörülmüş bir mali müeyyide niteliği taşımaktadır. Bu rejimin hukuki karakteri şu unsurlar üzerinden analiz edilebilir:

 

1.     Kusur/Zarar Aranmayan Kural Tetiklemeli Bir Mekanizma

Borçlar hukukundaki cezai şart müessesesinde olduğu gibi, Geçici Madde 17 kapsamında bloke tesis edilmesi için de piyasada somut bir zararın meydana gelmiş olması aranmamaktadır. Yalnızca mevzuatta öngörülen %2’lik limit büyüme eşiğinin aşılması, tesis yükümlülüğünün doğması için yeterli bir maddi vakıadır. Bu yönüyle uygulama, bankanın “aşırı kredi arzı” eylemine bağlanmış, kusur ve zarar şartına bağlanmaksızın, belirlenen eşik değer aşıldığında otomatik olarak devreye giren ve ekonomik etkisi itibarıyla disiplin edici bir mali külfet doğuran bir mekanizma niteliği taşımaktadır.

 

2.     Likidite Üzerindeki Tasarruf Yetkisinin Kısıtlanması (Bloke Şartı)

Geleneksel zorunlu karşılıklarda bankalar, tesis edilen tutarlar üzerinden bazen nemalandırma (faiz geliri) elde edebilirken; Geçici Madde 17 kapsamındaki tesisin “bloke” olarak gerçekleştirilmesi, bankanın mülkiyetinde bulunan nakdi varlıklar üzerindeki tasarruf yetkisini mutlak surette askıya almaktadır. Banka, 52 hafta süresince bu tutarı hiçbir şekilde likidite yönetiminde kullanamamakta, bu da banka bilançosunda aktif bir varlığın “ölü sermayeye” dönüşmesine sebebiyet vermektedir.

 

3.     Nemalandırma Yasağı ve Fırsat Maliyeti

Bloke olarak tesis edilen zorunlu karşılıklara TCMB tarafından faiz ödenmemesi, banka açısından ciddi bir fırsat maliyeti doğurmaktadır. Bankanın piyasadan yüksek maliyetle topladığı mevduatı, hiçbir getiri elde etmeksizin TCMB nezdinde bloke etmesi; bankalar açısından belirgin bir fırsat maliyeti yaratmakta ve ekonomik etkisi itibarıyla sınırlayıcı/ disiplin edici bir sonuç doğurmakta ve bankayı önceden belirlenmiş limit artış oranlarına riayet etmeye icbar etmektedir.

 

4.     Süreklilik ve Takip Mekanizması

Benzer şekilde, eşik değerin aşılması halinde bloke tesis yükümlülüğü hesaplama tarihini takip eden dönemde başlamakta ve 52 haftalık bir süre boyunca devam etmektedir. Bu durum, bankanın ihlal ediminin sonuçlarını uzun bir vadeye yayarak, bankacılık operasyonlarında kalıcı bir maliyet disiplini oluşturmayı hedeflemektedir.

 

III.      BANKACILIK SÖZLEŞMELERİ VE SINIRLANDIRILAN SÖZLEŞME SERBESTİSİ

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 26. maddesi çerçevesinde güvence altına alınan sözleşme serbestisi ilkesi, tarafların bir sözleşmenin içeriğini kanuni sınırlar dahilinde diledikleri gibi belirleyebilmelerini amirdir. Ancak Geçici Madde 17 ile getirilen düzenleme, bankaların kredi tahsis yetkilerini “mali bir külfet” eşliğinde sınırlandırarak, bu serbestiye makro ihtiyati bir müdahale teşkil etmektedir.

 

1.     Kredi Arzının İdari Kararla Sınırlandırılması

Bankacılık uygulamasında KMH limitleri, bankanın risk projeksiyonları ve müşterinin kredibilitesi

doğrultusunda “münferit” olarak belirlenmektedir. Ancak %2’lik büyüme sınırı, bankanın her bir müşterisiyle yapacağı ek protokol veya limit artış taahhüdünü, bankanın toplam portföy dengesine bağımlı hale getirmiştir. Hukuken bu durum, bankanın sözleşme yapma ve sözleşme içeriğini belirleme hürriyetinin, kamu otoritesinin “blokaj” tehdidi altında daraltılması sonucunu doğurmaktadır.

 

2.     Edimin İfası ve “Hakkaniyet” Tartışması

Müşteriler, sözleşmesel çerçevede limit artırım talebinde bulunabilmekte; bankalar ise sözleşme koşulları ve risk politikaları kapsamında bu talepleri değerlendirmektedir. Bankanın, sırf TCMB nezdindeki bloke yükümlülüğünden kaçınmak amacıyla haklı bir sebep olmaksızın limit artış taleplerini reddetmesi, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde tartışmaya açıktır. Ancak mevzuatın emredici niteliği ve bankanın mali yapısını koruma yükümlülüğü, bu tür ret kararlarını hukuken "haklı neden" zeminine oturtmaktadır.

 

3.     Sözleşmesel Güvenliğin Zayıflaması

Bankalar, Geçici Madde 17’nin getirdiği 52 haftalık uzun süreli ve nemalandırılmayan bloke riskini bertaraf etmek adına, halihazırda tahsis edilmiş ancak kullanılmamış limitleri dahi tek taraflı olarak revize etme yoluna gidebilirler. Bu durum, bankacılık sözleşmelerinde hukuki öngörülebilirliği zayıflatmakta ve müşterinin likiditeye erişim beklentisini sekteye uğratmaktadır.

 

IV.      SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

31 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete ile yürürlüğe giren Geçici Madde 17, Türk hukuk sisteminde zorunlu karşılıkların sadece bir rezerv enstrümanı değil, aynı zamanda aktif bir müdahale ve “sterilizasyon” aracı olarak kullanılabileceğini teyit etmiştir. Bu yönüyle düzenleme, şeklen zorunlu karşılık rejimi içinde yer alsa da fonksiyonel olarak tüketici KMH limit büyümesini sınırlayan dolaylı bir kredi büyüme tavanı etkisi yaratmaktadır. Bankacılık mevzuatında ihdas edilen bu yeni “Bloke Zorunlu Karşılık” rejimi, doktrinel ve pratik açıdan şu temel sonuçları doğurmaktadır:

 

Birincisi, para otoritesinin kredi genişlemesini kontrol altına alma yönündeki iradesi, bankaların mülkiyet hakkı ve sözleşme serbestisi üzerinde doğrudan bir kısıtlayıcı etki yaratmıştır. %2’lik büyüme eşiği, bankalar için bir “hız sınırı” vazifesi görürken; bu sınırın aşılmasına bağlanan “nemalandırılmayan bloke” müeyyidesi, idare hukukundaki yaptırım mantığına yaklaşan mali bir külfeti beraberinde getirmektedir.

 

İkincisi, söz konusu düzenlemenin banka-müşteri arasındaki özel hukuk ilişkilerine yansıması kaçınılmazdır. Bankaların, mali yaptırımdan kaçınma saikiyle limit tahsis süreçlerinde daha muhafazakar bir tutum sergilemesi, finansal tüketicinin likiditeye erişim imkanlarını daraltma potansiyeline sahiptir. Bu durum, bankacılık sözleşmelerinin dürüstlük kuralı ve hukuki belirlilik ilkeleri çerçevesinde yeniden yorumlanmasını gerektirebilir.

 

Sonuç olarak; 27 Mart 2026 tarihinde fiilen uygulanmaya başlanacak olan bu rejim, finansal istikrarın tesisi noktasında güçlü bir araç sunsa da mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin “ölçülülük” ilkesi dairesinde kalması hukuki güvenliğin temel şartıdır. 2026 yıl sonuna kadar devam etmesi öngörülen bu geçici uygulamanın, ilerleyen dönemlerde kalıcı bir denetim mekanizmasına dönüşüp dönüşmeyeceği, yargısal denetim ve idari pratikler ışığında netlik kazanacaktır.






Yorumlar


bottom of page