Anayasa Mahkemesi’nden Sendika Hakkı ve Ayrımcılık Yasağına İlişkin Emsal Karar Analizi
- JurisNote

- 16 Mar
- 3 dakikada okunur
Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
Başvurucular, Isparta’nın Büyükgökçeli Belediyesinde işçi statüsünde çalışmakta iken 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi Kurulması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ( “6360 sayılı Kanun”) kapsamında gerçekleştirilen idari yeniden yapılanma sonucunda Türkiye İş Kurumu aracılığıyla İl Özel İdaresine devredilmiştir. Başvurucular belediyede çalıştıkları dönemde Türkiye Belediyeler ve Genel Hizmetler İşçileri Sendikasına (BELEDİYE-SEN) üye olup yürürlükte bulunan Toplu İş Sözleşmesi (“TİS”) hükümleri çerçevesinde mali ve sosyal haklardan yararlanmışlardır.Toplu iş hukuku
Başvurucuların devredilmelerinin ardından iş kolunun değişmesi sebebiyle 31/3/2014 tarihinde YOL-İŞ Sendikasına (YOL-İŞ) üye oldukları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucular, yeni işyerlerinde yürürlükte bulunan TİS hükümlerinin kendilerine uygulanmadığını ve bu nedenle daha düşük ücret aldıklarını ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular, aynı işyerinde çalışan ve benzer statüde bulunan diğer işçilere kıyasla TİS’ten yararlandırılmamalarının Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesini, Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkını ve Anayasa’nın 53. maddesinde düzenlenen toplu iş sözleşmesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular bu iddialar doğrultusunda işçilik alacaklarının tahsili amacıyla dava açmış; ilk derece mahkemesi başvurucuların taleplerini kabul etmiştir. Ancak yargılama sürecinde farklı değerlendirmeler yapılması üzerine başvurucular, sendika hakkı ile bağlantılı ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine (“AYM”) bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi
AYM incelemesinde öncelikle başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını değerlendirmiştir. Mahkeme, bu iddia bakımından başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmış ve bu nedenle söz konusu iddiayı kabul edilemez bulmuştur. Bu değerlendirme yapılırken Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma iddialarına ilişkin başvuru yollarının tüketilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Mahkeme daha sonra başvurunun esasını sendika hakkı ile bağlantılı ayrımcılık yasağı çerçevesinde incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi, Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı ile Anayasa’nın 53. maddesinde düzenlenen toplu iş sözleşmesi hakkı birlikte değerlendirilmiştir.
AYM’ye göre eşitlik ilkesi herkesin her durumda aynı hukuki muameleye tabi tutulmasını zorunlu kılmaz. Ancak benzer durumda bulunan kişiler arasında farklı muamele yapılması hâlinde bu farklılığın nesnel ve makul bir temele dayanmasıgerekmektedir. Bu kapsamda farklı muamelenin kamu yararı amacına dayanıp dayanmadığı ve ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Somut olayda başvurucuların devredilmeleri, 6360 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen idari yeniden yapılanma sürecinin bir sonucudur. AYM, söz konusu düzenlemelerin belediyelerin kapatılması ve personelin başka kamu kurumlarına devredilmesi sürecinde mali ve idari istikrarın sağlanmasını amaçladığını değerlendirmiştir.
Mahkeme ayrıca toplu iş sözleşmesinden yararlanma bakımından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 39. maddesinde düzenlenen koşullara da atıf yaparak başvurucuların yeni işyerindeki hukuki statüsünün önceki işyerindeki durumdan farklılık gösterdiğini belirtmiştir. Bu nedenle başvurucuların yeni işyerinde TİS’ten yararlandırılmamalarının doğrudan sendika üyeliğinden kaynaklanan bir ayrımcılık olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu çerçevede AYM, başvurucuların içinde bulunduğu hukuki statünün diğer çalışanlardan farklı olduğunu ve ortaya çıkan farklı muamelenin idari yeniden yapılanma sürecinin doğal bir sonucu olduğunu değerlendirmiştir. Dolayısıyla söz konusu uygulamanın nesnel ve makul bir temele dayandığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç
AYM, başvurucuların sendika hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını esastan incelemiş ve yapılan değerlendirme sonucunda Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ile 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Mahkemeye göre ortaya çıkan farklı muamele, sendika üyeliğine dayalı bir ayrımcılıktan kaynaklanmamakta; 6360 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen idari yeniden yapılanma sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemenin kamu yararı amacına dayandığı ve başvurucular bakımından ölçüsüz bir müdahale oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
Karara karşı yazılan karşıoy gerekçelerinde ise devredilen işçiler ile aynı işyerinde çalışan diğer işçiler arasında toplu iş sözleşmesinden yararlanma bakımından ortaya çıkan farklılığın sendika özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkı bakımından daha geniş bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
İşbu karar, sendika özgürlüğü ile eşitlik ilkesi arasındaki ilişkinin kamu hizmetinin yeniden yapılandırılması bağlamında nasıl yorumlanacağına dair önemli bir anayasal çerçeve ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, somut olayda ortaya çıkan farklı muamelenin sendika üyeliğine dayalı bir ayrımcılıktan değil, 6360 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen idari yeniden yapılanma sürecinin doğurduğu farklı hukuki statülerden kaynaklandığını kabul ederek eşitlik ilkesinin mutlak bir eşitlik sağlamayı gerektirmediğini bir kez daha vurgulamıştır. Bununla birlikte karar, kamu personelinin farklı statüler altında çalıştırılması durumunda toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanma bakımından ortaya çıkabilecek farklılıkların hangi ölçütler çerçevesinde değerlendirileceği konusunda uygulamaya yön gösterici niteliktedir. Bu yönüyle söz konusu içtihat, sendika hakkının korunması ile kamu hizmetinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin kamu yararı arasındaki dengenin anayasal ölçütler çerçevesinde kurulmasına ilişkin önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar