Adli Yardım Talebinin Reddi ve Mahkemeye Erişim Hakkı
- JurisNote

- 13 Şub
- 2 dakikada okunur
Maddi Vakıaların Özeti ve Uyuşmazlığın Gelişimi
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM” veya “Mahkeme”) incelemesine konu başvuruda, tazminat davası kapsamında ileri sürülen adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (“Anayasa”) 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
Somut olayda başvurucular, maddi imkânsızlık nedeniyle yargılama giderlerini karşılayamayacaklarını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Ancak derece mahkemesi, başvurucuların üzerlerine kayıtlı taşınmazlar bulunduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir.
Başvurucular, söz konusu taşınmazların fiilen gelir sağlamadığını, ayrıca ailevi durumları ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler nedeniyle ödeme güçlerinin bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Buna rağmen mahkeme, bu hususları yeterince değerlendirmeden adli yardım talebini reddetmiş ve başvurucuların yargılama giderlerini karşılamasını beklemiştir.
Başvurucular, bu durumun dava açma ve davayı sürdürme imkânlarını fiilen ortadan kaldırdığını belirterek bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Değerlendirmesi
AYM, başvuruyu Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde özellikle mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir. Mahkeme, yerleşik içtihadında mahkemeye erişim hakkının, bireylerin bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmesini ve bu uyuşmazlığın etkili bir şekilde incelenmesini kapsadığını belirtmektedir. Bu hakka getirilen sınırlamaların ise kanuni dayanağa sahip olması, meşru bir amaç gütmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekmektedir.
Bu kapsamda Mahkeme, adli yardım kurumunun, ekonomik durumu yetersiz olan bireylerin yargı hizmetlerinden etkin şekilde yararlanabilmesini sağlamak amacıyla düzenlendiğini vurgulamıştır. Yargılama giderlerinin peşin olarak talep edilmesinin bazı durumlarda bireylerin mahkemeye erişimini fiilen imkânsız hale getirebileceği ifade edilmiştir.
AYM, somut olayda müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu kabul etmekle birlikte, ölçülülük incelemesine özel önem vermiş olup başvurucuların mali durumunun somut ve bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, yalnızca taşınmaz kaydının bulunmasının tek başına ödeme gücünün varlığına karine teşkil etmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Nitekim somut olayda, bazı başvurucular adına kayıtlı taşınmaz bulunmadığı, bazıları açısından ise kayıtlı taşınmazların niteliği ve ekonomik değerine ilişkin yeterli inceleme yapılmadığı tespit edilmiştir.
AYM ayrıca, başvurucuların avukat ile temsil edilmesinin de tek başına ödeme gücünün bulunduğu anlamına gelmeyeceğini vurgulamıştır. Bu noktada Mahkeme, ekonomik durum değerlendirmesinin şekli değil, gerçek mali durumu ortaya koyacak şekilde yapılması gerektiğini ifade etmiştir.
Mahkeme, önceki içtihatlarına da atıf yaparak, mahkemeye erişim hakkının yalnızca teorik olarak değil pratikte de etkili olması gerektiğini belirtmiştir. Özellikle Ö.Ş. (B. No: 2012/791, 7/11/2013) kararında, mahkemeye erişim hakkının aşırı şekilci uygulamalarla zedelenebileceği ifade edilmiştir. Benzer şekilde K.K. (B. No: 2012/660, 7/11/2013) kararında da usul kurallarının katı yorumlanmasının bu hakkı ihlal edebileceği vurgulanmıştır.
Somut olayda AYM, derece mahkemesinin başvurucuların mali durumunu yeterli şekilde araştırmadan, yalnızca taşınmaz kaydı gibi sınırlı kriterlere dayanarak adli yardım talebini reddettiğini tespit etmiştir. Bu durumun başvurucuların yargılama giderlerini karşılayamaması nedeniyle dava hakkını kullanmasını zorlaştırdığı ve mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç
AYM, tüm bu değerlendirmeler ışığında başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.
İncelenen karar, adli yardım taleplerinin değerlendirilmesinde mahkemelerin yalnızca şekli kriterlere dayanamayacağını ve başvurucuların gerçek ekonomik durumlarının bütüncül şekilde incelenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle karar, ekonomik engeller nedeniyle yargıya erişimde yaşanan sorunlara dikkat çeken ve mahkemeye erişim hakkının etkinliğini güçlendiren önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Saygılarımızla,
JurisNote




Yorumlar